| Stockholm’de bir evin penceresi, Mayıs 2015 |
Evde oturmayı hiçbir zaman sevmedim. Sevmem de. Bana “bugün boşum galiba” mesajı verir her daim. Evindeki vaktini son derece verimli geçiren kadınlara bu yüzden özenirim hep. Okuyanlar, çizenler, örenler, dikenler, mutfakta harikalar yaratanlar… Bir günün 24 saatini de evin içinde geçirip de ortaya – bırakın vatanı milleti alem-i islamı – kendime yarayacak bir iş çıkardığım pek vaki değildir. Belki alışkanlıktır bu belki de genlerimde vardır. “Kadının yeri evidir.” ise eğer, ben gerçekten yanmışım demektir. Bir ömür boşa gidecek desenize şuna… Allah muhafaza! (:
Ev bazı kadınlar için bir dinlenme tesisidir, kimi içinse suladığı çiçeklerden beslediği hayvanlara kadar kendine ait bir ekosistem bir yaşam alanı. Kimi kadın için ağır bir mesai tabi… Yalnızlığı sevenler için dingin bir yuva, yalnızken üretmeyi sevenler için bir atölye belki. Kolektif başarıyı önemseyenler içinse daha çok üretim bittikten, dükkan kapandıktan sonra uğranan bir liman. Kişinin karakterine göre değişir eviyle kurduğu bağ. Çoklu da olabilir, değişken de. Kadınların evleri ile olan ilişkileri de pek tabii erkeklerinkinden farklı ve çeşitlidir, kanımca. Tüm bunlardan sebep; kadınların ev ve iş hayatlarına dair basmakalıp yargılarda bulunmaktan ve genel geçer kurallar koymaktansa önce her kadının farklı olduğunu anlayalım derim ben.
Ev algıma ve evime dair benim dahi kafam henüz net değil zira. Kendimi tanıma yolculuğumda geldiğim durak der ki; evde oturmak bana göre değil. Çünkü oturmak bana göre değil ve evde, oturmak dışında bir şey yapmakta da çok zorlanıyorum. Ancak; 7 aydan bu yana -sabah sekiz akşam beş hatta altı- çalışan; dinlenmek, temizlik yapmak, gezmek, sevdikleriyle görüşmek için tek bir Pazar gününü nasıl planlayacağını şaşıran ve şu kısa ömürde kaçırılmaması gereken anlara, mutlak hissedilmesi gereken duygulara inanan bir insan olarak bazen evimde olmayı çok özlüyorum! Çünkü evin, evde olmanın, ev’li olmanın anlamı değişmeye başladı gözümde… Evde olamadıkça evde olduğum zamanları daha verimli geçirmeye başladım. Mutfakta yemek yaparken okunan kitaplardaki yağ lekesinin başka bir açıklaması olabilir mi?
Post modern zamanlara ve o zamanlarda yaşayan biz insanlara özgü bir durum belki; güzel şeylere yetişememek. Dünya küçüldü ve büyüdü dünyalarımız. Yapmak istediğimiz pek çok şey var. Ömürler kısaldı ve sığdırmalıyız hem aşkı hem dostluğu hem bir şeyler ortaya koymayı hem bu dünyada diğer dünyaya hazırlığı. Ve daha nicesini. Hal böyle olunca seçimler yapması gerekiyor insanın, daha çok da kadınların. Ev hanımı mı olacaksın, iş kadını mı? (Evdeysen hanım, işteysen kadınsın unutma (!)) Yoksa bir ömür öğrencilik, akademik kariyer ya da akademik kariyer bahanesiyle çoluk çocuk torun torba?!
Oysa bana kalırsa seçim yapmak zorunda bırakılmamalı kadınlar. Üretebildiğimiz kadar mutluysak ve mutlu olduğumuz kadar da mutlu edebiliyorsak hele, özgür olmalıyız bu konuda da. Mesailerden, kurallardan, kapitalist düzenin açmazlarından bir kurtulabilsek o zaman çok daha verimli olabileceğiz bence. Bir yıla yaklaşan iş hayatı faslında yavaş yavaş şunu anlıyorum sanırım: Bir dünya var kocaman ve bu dünyaya katabileceğim ve ondan da öğrenebileceğim çok şey olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda bir küçük evim var; içinde zaman geçirmek, kafamı dinlemek ve kendisini daha yaşanılır hale getirmek istediğim… Sevdiklerim var zaman ayırmak istediğim, bir yandan kendimi de her daim geliştirmek istiyorum, daha çok okumak, yazmak, benden iyi bilenlerin peşinden koşmak. Öğrencilik ömür boyu bizim kitabımızda!
Neden olmasın?
Evli-bekar, öğrenci-çalışan pek çok kadın arkadaşımla konuştuğumda benzer hisler içinde olduğumuzu gözlemliyorum. Tek ihtiyacımız vaktimizin planlanmasının bize bırakılması.
3 gün dışarıda olmak 1 gün ev hanımı olmak 2 gün freelance çalışmak kalan 1 gün de offline olmak gibi… Hem salonumuzda ilgimizi bekleyen çiçeği soldurmamayı hem de dünyaya değer katacak bir fikirle, işle, çabayla var olmayı hedefliyoruz belki… Neden olmasın?
Bugün çok uzun zaman sonra ilk kez Cumartesi günü sabahtan akşama evdeydim. Evli ve çalışan bir kadının eşi evde değilken ve yapılacak tonla iş yokken bir tam gününü evde geçirmesi nasıl bir güzelliktir Ya Rabbi, inandım, idrak ettim. Bu yazı bile var oluşunu buna borçlu belki. Buradan bir “Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda” yeniden okuması bile çıkar. Bunu bir düşüneyim ben… (:
Bir buçuk yıllık evli ve yedi aydır da çalışan kadın olarak şahsi deneyimlerim hem evimin -sadece içerisinde oturmamın bile- hem de ev dışındaki hayatımın benim için vazgeçilmez olduğuna işaret ediyor. Hem onlardan hem kendimden vazgeçmeden yola devam edebilir miyim? İnşallah.
Bir cevap yazın