![]() |
| Danimarka’nın Hyyge konseptine uygun bir akşam… |
Gerçek bir köyü olan insanları şimdi şimdi anlıyorum. Ya da bir yere bir şekilde bağlılığı olanları. Her bayramda, yaz tatilinde, fırsat buldukça gidebileceği ve gitmek istediği bir yer olması, insan için ne anlamlı ve huzurlu bir duyguymuş. Ne annemin ne babamın memleketi tam anlamıyla benim de olabildi. Çünkü onlar da memleketlerinden kopmuş, İstanbullu olmuşlardı vakti zamanında. Küçüklüğümde yazları gittiğimiz dedemin köyü ise sonraları, yaşlılar ahirete göçtükçe gidilmesi zorlaşan yollar oldular bizim için. Zorluk hissi pek çok farklı sebepten mülhemdir elbet, o başka bahis…
İnsanın doğduğu ve yaşadığı yer dışında bir yerinin yurdunun olması meselesi, benim için 21 yaşında keşfedilen bir meseledir. Yakınlarım neyden bahsettiğimi hemencecik anlamış olmalılar. “İyi ki bir erasmusa gittin, yıllardır muhabbeti bitmedi!” demiyorlardır umarım ve de.
Kopenhag benim için güzel anılardan ibaret bir hicret mekânı olmasından mütevellit belki de, her fırsat bulduğumda gitmek istediğim köyüm gibi… İnsanın içine işleyen soğuk havasını tekrar burnumda hissetmek bile, kalbimi ısıtmaya yetiyor. Çünkü insan kaçmak ister. Bugünden, bu andan, bu yerden kaçmak ister insan, orası neresi ve o an ne zamansa, fark etmez. Bedenen kaçamasa da, ruhen kaçabileceği bir durağının olması belki de mekânı bu denli mühim addeden. İşte Kopenhag, kendi başıma kalkıştığım ilk ciddi iş, kendi başıma kurabildiğim ilk güzel hatıra, kendi başıma yürüdüğüm yollarda tanıştığım güzel insanlarla kurduğum güzel bağ, kendi başıma ilk gerçek tefekkürüm belki de. Ve kaçmak istediğinde insan bir şeylerden, kaçış çoğu zaman kendinedir.
| 27 Eylül 2013, Køge (Tam 2 yıl önce bugün.) |
Tüm bunlardan sebep, canım sıkıldığında da çok mutlu olduğumda da hatıralar beni çoğu zaman Kopenhag’a götürür. Tıpkı bu bayram olduğu gibi… Bundan iki sene evvel, 2013’ün Kurban Bayramı’nda, arefe günü Kopenhag’taki cami evimizde Danimarkalı göçmen arkadaşlarımızla bayram kurabiyeleri hazırlayıp onlarla bayramlaştıktan sonra rotayı İtalya’ya çevirdiğimiz günler çok uzakta değil hâlâ zihnimde.
“İnsan yürüyor da yürüyor…” Søren Kierkegaard da Danimarka’ya dair güzel hatıralarımdan biridir. Bir yeri içindeki insanlarla sevmek gerek anlayışına olan katkılardan biri aynı zamanda. Onun da söylediği gibi yürüyor insan durmadan işte. Yürümeli de. Yürüyüp gittiği yerleri güzel anan insanlara ne mutlu…
“yani insan durmadan yürürse, her şey yoluna girer.”
Geçmişteki güzellikleri hatırlamak da bir yürüme biçimi benim için. Diyorum ya, bazen gözlerimi kapatıp Kopenhag sokaklarında kaybolarak bisiklet sürdüğümü ya da yağan şiddetli yağmurun altında ıslandığımı hayal ediyorum. İnsanlıktan ümidimi keser olduğumda beni hiç bilmediğim yerlerde yalnız bırakmayan ve insanlığın, Müslümanlığın güzel örnekleri olanları anımsıyorum. Kopenhag’tan hâlâ görüştüğüm arkadaşlardan fotoğraf çekip yollamalarını istiyorum bazen. Yolladıklarında içim cız ediyor. İnsan bir yerde, bir başka yeri illa ki kaçırıyor… Şu anı kaçırıyorum oradaki. Bu kaçırma anı da yürüdüğüm yolun bir parçası ve biliyorum, insan durmadan yürümelidir her şeyin yoluna girmesi için.
Çok sevdiğim, gittiğimde kendimi bulduğum köyüm Kopenhag. Bayram seyranda ya da orada güzel bir etkinlik olup da kaçırdığımda çokça özlediğim. Moralim bozuk olduğunda orada olmayı ama şimdi değil, o zamanki gibi orada olmayı hayal ettiğim sakin, nezih ve temiz şehir… İçinden bir insanı görmenin, orada beraber zaman geçirdiğimiz arkadaşlarla konuşmanın tüm günüme enerji kattığı bir geçmiş zaman yolculuğu.
Bir yeri gezmekle orada yaşamak arasındaki o mübarek farkın farkında olanlara selam olsun!
Ve dua: Daha önce eşime gezdirmek nasip olan Kopenhag’ı bir bayram çocuklarıma da gezdirmek bana nasip olsun…
Kurban Bayramı,
İstanbul, 2015
| Kopenhag’tan çıkıp İsveç’e günübirlik gitmek. |

Ekim 7, 2015 at 8:44 pm
ahh selvaa yaa naptın yaaaa….
fakat kopnehag da özlenir yaaa 🙂
erasmus zaten özlenir…