bu konuda bir gün oturup derli toplu yazmak istiyorum aslında. şimdilik küçük bir not olarak dursun:

milli eğitim anlayışına bağlı eğitim alan her öğrenci gibi liseden “şinasi’nin şair evlenmesi ilk tiyatro, şemsettin sami’nin taaşşuk-u talat ve fitnat’ı türk edebiyatının ilk romanı” bilgileriyle çıktım. şimdi biten üniversitemin ardından şükrediyorum, bu bilgi darlığı ve yanlışlığından, araştırmaya kapalı ve tarihi gerçekleri/yaşanmışlıkları görmezden gelen öğretim tavırdan kurtulmama vesile olduğu için.
şemsettin sami’den (ki kendisi de türk değil çerkezdir) çok önce ermeni vartan paşa’nın türkçe dilinde yazdığı ilk romanı okuduktan sonra hızımı alamayıp 19.yy osmanlı ermeni edebiyatı dersi alıp tanıştığım sırpuhi düssap, bedros turyan, krikor zohrab, zabel yesayan ve diğerleri… hepsi bu topraklarda yaşayıp bu toprakları yazmışlar. okurken o kadar “bizden” bir şeyler buluyor ki insan… vartan paşa’nın akabi hikayesinde adını hatırlayamadığım bir karakterin kocasının tiyatroya gidip tiyatrocu kadının sesini ve oyunculuğunu çok beğendiğini anlattığı bölümde, kadının kocasına serzenişi ve kıskançlığı mesela. 🙂

modernleşmeye çalışırken bile benzeşmeden duramadığımız insanları ve ürettiklerini/edebiyatlarını görmezden gelmenin hiçbir faydası yok. aksine bu yüzyılda barış istiyorsak geçmişe dönüp bakmak, ama ‘anlayış’la bakmak zorundayız.
mehmet fatih uslu hoca’dan değerli bir yazı.