Daha önce gitmediğiniz, gittiğinizde “yabancısı” olacağınız, içindeki kimseyi tanımadığınız bir yere yolculuğun eşiğinde büyüklerinizden, eş dosttan, arkadaşlardan en çok aldığınız dua bu değilse nedir?

Tek başınıza kalacağınız bu yabancı yerde ihtiyacınız olacak şeyler aşağı yukarı bellidir aslında. Bir liste hazırlanıp madde madde yazılabilir; barınacak bir yer, yeterli miktarda para, yiyebileceğiniz yemekler, derslerde başarı vs… Ancak insanın en temel ihtiyacının “insan” olduğu gerçeği, büyüklerimizin dillerinden düşürmedikleri bu duayla gösterir kendini bizlere. Beklediğiniz her durakta, şaşırdığınız her rotada, sıkıldığınız her köşede karşınıza çıkan insanlara “Üzerimdeki duasın sen!” deme isteğiyle dolar kalbiniz.

Her gün her yerde her durumda üzerimizdeki dualarla geziniyoruz. Bundan birkaç ay evvel, İstanbul’da okula giderken bindiğim 559C otobüsünde karşılaştığım insanlar da üzerimdeki dualardı esasen. Mesafesizliğin, iç içeliğin, her günün birbirine benzeyişinin gözlerimizi kapatmasıyla görmedik onları, hepsi bu. Fakat ben, ne zaman ki uzaklaştım, her şeyi bıraktığımı ve her şeyin de beni bıraktığını sandım; işte o zaman bana edilen duaların nereye gidersem gideyim benimle geldiğini anlayıverdim.

* * * 

Paris’te saat gece yarısına yaklaşmakta. Öğrenci işi gezimizin son durağı elbette öğrenci bütçesine uygunluğundan ötürü Paris’in merkezine çok uzak bir varoştaki otelimiz. Dört kızız ve şarjı bitmiş dört telefonumuz var. Bir haritamız var elimizde bir de otelin adresi. Evsizlerle dolu metro istasyonunun son durağından caddeye atmışız kendimizi. Nerede olduğumuzu bilmiyoruz ama otoban kenarı, in ve cinin top oynadığı, vızır vızır geçen arabalar dışında kimsenin olmadığı ürkütücü bir yerde olduğumuzu biliyoruz. Hepimizin üzerinde ilginç bir sükûnet var. Herkes sadece görevini yapıyor. Birisi dua üzerinde, öteki haritaya kafasını gömmüş durumda; diğer ikisi cadde ve sokak isimlerine bakmaya çalışıyor. İtalya’nın isimleri köşe başlarında yazılı, düzenli sokak ve caddelerinden sonra -İtalya’da daha merkezi yerlerde konakladığımızı unutmayalım.- Paris’in ara sokakları bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Oteli er ya da geç bulacağımıza inanıyoruz; ancak yine de “korku ile ümit” arasında bir yerlerdeyiz işte. J

O sırada yolun karşısından gelen 25 yaşlarında bir Fransız genci ya da üzerimizdeki dua mı demeliyim, yanımızda bitti ve yardıma ihtiyacımız olup olmadığını sordu. Telefonundaki harita uygulamasını açtı, bizim adresi oraya yazdık, aslında ne kadar da yanlış yerlerde gezindiğimizi fark ettik. Doğru yolun tarifini aldık, teşekkürümüzü ettik derken adam şöyle bir şeyler dedi gibi geldi: “Siz Türkler misiniz?” Aman Allah’ım. O an orada bulunan bizler normal şartlarda kendimizi ilk etapta “Türk” diye niteler ve tanımlar mıydık, muamma; büyük bir coşkuyla “Eveeet! Ama siz nasıl?!” yanıtını verdik. Adam gülümsedi. Aksanlı Türkçesi ile bir şeyler mırıldandı. Gezimizin 8. günüydü yanlış hatırlamıyorsam ve artık başımıza gelen şeyleri sorgulayıp üzerine gitmeyi çoktan bırakmıştık. Türkçe teşekkürler, rica ederimler, sağollar varollar. Adam uzaklaştı. Biz de otelimizin yolunu tuttuk.

* * *

Kopenhag’a gelişimin üçüncü gününde elimde “Artık bizi bir yere yerleştir!” diye ağlaşan valizlerimle gezinirken canım sıkkındı. Kopenhag’ı bu kadar seveceğim, içinde barındırdığı kendine has detaylarıyla böylesine anlamlı bir bağ kuracağımı hiç bilmediğim, tahmin de edemediğim günlerdi… Üçüncü akşam kendimi, “camii” dedikleri ama eve benzeyen, beş vakit ezan sesinin duvarlarındaki megafonlardan evin içine yayıldığı büyük bir apartmanda buldum. İki buçuk aydır yaşadığım evim, Kopenhaglı Türk/Kürt göçmen ailelerin “Ayasofya Camii” dedikleri bir güzel yer. Her hafta sonu karı koca, çoluk çocuk, torun torba buraya geliyorlar; programlar, seminerler, dualar, ibadetler, çocuklar için oyunlar… Her biriyle ayrı bir bağ, başka bir muhabbet. Değişik hayat hikâyeleri, onlar sayesinde edindiğim tecrübeler. Karşılık bulan bir duanın tiyatrosunu oynuyoruz her hafta. Bu kadar iyi insanla karşılaşmanın hissettirdiği yegâne duygu ise “Ben de birilerinin üzerindeki duası olmalıyım!”

* * *

Kopenhag’a geleli neredeyse bir ay olacak; hâlâ ucuza bisiklet arıyoruz. Tamam, otobüsler de çok konforlu, güzel. Başörtülü otobüs şoförü teyzemle selamı sabahı her ne kadar kesmek istemesem de; gerçek bir Kopenhaglı olmak için altımıza birer bisiklet şart. Bir tavsiye üzerine gittiğimiz bisikletçi Sivaslı Kadir ağabeye bisikletler için ücret ödemeye çalıştığımız dakikalarda kurduğu o cümle kulaklarımdan gitmiyor, gitmeyecek: “Babanız Türkiye’de isterse milyoner olsun isterse general olsun, siz burada gurbettesiniz. Alın bisikletleri gidin, beni daha fazla sinirlendirmeyin.”

* * *

Venedik’te karşılaştığımız restoran sahibi Ürdünlü adam, Floransa’da bizimle Türkçe konuşan Japon turist. Yine Venedik’te başka bir restoranda arkadaşıma “Yalnız sipariş ettiğiniz yemeği yaparken, domuz eti kestiğimiz bıçakları kullanıyoruz. Bunun sizin için önemli olabileceğini düşünüyorum.” diyen garson. Karşılaşılan her bir insan, beni bir kez daha üzerimdeki güzel dualar için Rabb’e şükretmeye yöneltiyor. Kâinattaki nedenselliği kavramak için güzel bir yol turist olmak.

* * *

“Artık bunları yazayım da unutmayayım.” dedirten hadise ise dün akşam yaşandı. Bizim camiinin cemaatinden, Hac ibadetinden yeni dönmüş bir teyze, annemin de burada bizimle olduğunu duyunca, bize de bir değişiklik olsun diye düşünerek arkadaşlarının yanı sıra bizi de zemzem içmeye davet etti. Biz de icabet ettik bu güzel davete. Kutsal topraklardan taze gelmiş bir muhabbet eşliğinde zemzemlerimizi yudumlarken her şey gayet seyrindeydi. Ta ki annem ve bu teyze 1982 yılında okudukları Kur’an Kursu’ndan sınıf arkadaşı çıkana kadar. Annemin tamamlayabildiği kursu, Ayşe Teyze evlenip Danimarka’ya gelin geldiği için tamamlayamamıştı. Sınıf arkadaşları, hocalar… Annemin dostlarla hâlâ görüştüğünü duyan Ayşe Teyze’nin gözyaşları… En son kapıda vedalaşırken beni de ağlatmayı başardı Ayşe teyze.

      “Sizin kalacak yer aradığınızı duyduğumda ‘Evlatlarımız sokakta kalmasınlar. Biz burada ne güne duruyoruz?’ derken senin arkadaşımın evladı çıkacağını nereden bilebilirdim. İşte Müslüman olmak böyle bir şey kızım; gittiğin her yer yurdun, karşılaştığın her insan senin ailendir.”

Nereye gidersek gidelim ve nerede kalırsak kalalım, iyi insanlarla karşılaştır Allah’ım.