Anadilde eğitim ve savunma haklarının konuşulduğu günlerdeyiz.
Anadilin insan için önemini idrak etmekte hiçbir zaman zorlanmamışımdır. Anadil yahu bu. Annenizin, anneannenizin konuştuğu dil işte. Eğer siz de konuşabiliyorsanız anadilinizi ne mutlu size. Herkes anadilinde eğitim alsın, herkes anadilinde yapsın savunmasını. Herkes anadilinde sevsin, kızsın, üzülsün, sevinsin.

Anneannemin konuştuğu şeyleri anlayamamak genel olarak üzse de beni, kimi zaman aramızda komik diyalogların yaşanmasına da sebep oluyor. Batı Trakya göçmeni olan anneannem ve büyük babamın Türkçe’yi sonradan öğrenmiş ve cümle kurarken hâlâ çok zorlanan o hallerinden bahsediyorum. Ne kadar zor sonradan öğrendiği bir dildeki gelişmeleri takip etmek, hele de yaşlı insanlar için. Dört yıl önce, geniş ailemize yeni katılacak olan yeğenim biraz acele edip erken doğunca, küvöze almıştı doktorlar onu. Anneannemle büyükbabamın hastane koridorunda beklerken yaptıkları konuşmalara şahit olan bizler için gülmemizi tutmak bir hayli zor olmuştu.

Anneannem: “N’olmuş şimdi? Kümese mi almışlar çocuğu, ne zaman çıkaracaklar?”
Büyük babam: “Kümes değil be o, küvet küvet!”
🙂

* * *

Benimle konuşmayı, bana tavsiyelerde bulunmayı çok sever anneannem. Ben de onu dinlemeyi elbette. Konuşurken takılır kimi zaman. Söylemek istediği kelimenin Türkçe’deki tam karşılığını bulamaz. Bildiği kelimeler arasından hangisini söylese, asıl anlatmak istediği şeyi veremeyecektir bana. Belki de aradığı kelime yoktur bile dilimizde. Hemen anneme sesleniriz, içeriden gelir ve bize tercüman olur. İkisi, yerel dilimizde bir şeyler konuşurlar. “Anneannen şunu demek istiyor kızım” diyerek muhabbete dahil olur annem sonra. Üç farklı nesil, farklı dillerde aynı şeyi konuşur dururuz.

Nesil farkı derler ya hani. Bazı konularda nesil farkı yoktur bence, olamaz. Sevmek mesela. Nesilden nesle değişecek bir şey midir? Öyleyse bir büyük anne aşkı anlatamaz mı torununa? Öyle bir anlatır ki… Sadece kendi hikâyesini değil, anne-babamınkini dahi anneannemden dinlemişimdir, çok kez hem de. Hikâyeleri güzel ve dinlenebilir kılan, içeriklerinden çok anneannemin anlatımıdır çoğu zaman. Hele Türkçesi yetmediği için kendi kafasından uydurduğu söz ve söz kalıplarıyla zenginleştirdiğinde anlatımını, tadından yenmez olur. Kalabalık ortamlarda, torun-torba buluşmalarında değil ama ne zaman baş başa kalsak anneannemle, açacağım konular bellidir. Canım güzel bir hikâye dinlemek istiyordur çünkü; bozuk Türkçeli ama “sevgi”yi hangi dilde anlatırsa anlatsın, anlayacağınız bu kadının dilinden…

Dün akşam Mevlid gecesiydi. Elini öperken, ağız alışkanlığından “Dualarını eksik etmeyesin.” deyivermişim. Derim çünkü. Onların dualarını üzerimde hissederim ben hep.

Bugün bizim evdeyiz. Sohbet sırasında “Dün akşam sana çoook dua ettim mayka (yavrum).” dedi.
– Hayırdır annenanne ?! (Gerçekten nedenini anlamayan bir surat ifadesi ile.)
– E kalbin zıplasın diye.
– Efendim?
– Kalbin diyorum, zıp zıp zıp zıplasın diye! (burda elini kalbine koyup hareketlerle anlatmaya çalışıyor.)

Tabi gözüm hemen anneme kaydı. “Ne demek istiyor?” der gibi baktım.
Annem: “Hani dün dua istemişsin ya…”

O an büyük bir aydınlanmayla beraber kahkahayı patlattım.
Dünyada ne güzel insanlar var.
Dua ve aşkı yan yana koyan. Dua dediğinizde sevgiyi hatırlayan.
Ve size aşkın bir kalp zıplaması hâli olduğunu böylesine ince bir şekilde öğreten.

Muhabbetin devamı ise bana kalsın.
Zıplamazsa olmazmış. O kadarını söyliyim.
🙂